Devrialem.net

Göreme Millî Parkı: Kayalara Oyulan Miras

Göreme Millî Parkı, volkanik tüflerden oluşan peribacalar ve kayalara oyulmuş manastırlarla tanınan UNESCO Dünya Mirası alanıdır.

Göreme Milli Parkı (Nevşehir), Cveneburinaz
Fotoğraf: Cveneburinaz, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Ekim 2026

Göreme Millî Parkı: Kayalara Oyulan Miras

Kısaca

  • Ne: Volkanik tüflerin aşınmasıyla biçimlenen peribacaları, kayalara oyulmuş manastırlar, kiliseler ve yeraltı sığınaklarıdır [1].
  • Nerede: Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde, başta Nevşehir olmak üzere Orta Anadolu illerine yayılan tarihî coğrafyadadır [1].
  • Neden önemli: Erken Hristiyanlık döneminin düşünce merkezi olmuş, 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir [1].

Göreme Tarihî Millî Parkı, milyonlarca yıl süren volkanik hareketlerin ve insan emeğinin ortak ürünüdür [1]. Bölgedeki tüf tabakaları, Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ kaynaklı lav ve küllerin rüzgârla aşınması sonucu bugünkü hâlini almıştır [1]. Tüf, yanardağların püskürttüğü kül ve lav parçacıklarının zamanla sıkışıp taşlaşmasıyla meydana gelen gözenekli ve yumuşak bir kayaç türüdür [1]. Kaynaklara göre bu benzersiz doğal alan, geçmişte sığınak arayan topluluklara son derece güvenli yaşam alanları sunmuştur [1].

Yumuşak volkanik kayaların içine oyulan yapılar, binlerce yıllık medeniyet izlerini günümüze kadar taşımıştır [1]. Vadi yamaçlarına yayılan yerleşimler, doğa olayları ile insan yaşamının dünyada ender görülen bir bütünleşmesini sergiler [1]. Göreme ve çevresi, doğa harikası peribacalarının yanı sıra derin dinî mirasıyla da uluslararası ölçekte tanınmaktadır [2]. Peribacaları; sert kayaların, altlarındaki yumuşak tüf tabakalarını aşınmaya karşı korumasıyla ortaya çıkan kule veya koni biçimli doğal yeryüzü şekilleridir [1].

Bu tarihî coğrafya, yüzyıllar boyunca çok sayıda kültüre ev sahipliği yapmış önemli bir kavşak noktasıdır [1]. Tarih boyunca ticaret yollarına bağlanan bölge, geçmişin inanç ve sanat dünyasını günümüze kesintisiz olarak aktarmaktadır [1].

Neresi?

Kapadokya bölgesi günümüzde idari olarak Nevşehir, Kayseri, Aksaray, Kırşehir, Sivas ve Niğde illerinin sınırlarında yer almaktadır [1]. Ancak turistik Kapadokya ve yoğun coğrafi oluşumlar, Nevşehir il sınırları merkezli yaklaşık 250 kilometrekarelik bir alanda toplanmıştır [1]. Alanın coğrafi koordinatları 38 derece 37 dakika 06 saniye kuzey ve 34 derece 52 dakika 02 saniye doğudur [1]. Coğrafi koordinatlar, Dünya yüzeyindeki bir noktanın enlem ve boylam çizgilerine göre yerini belirten kesin sayısal adrestir [1]. Buradaki kuzey değeri alanın Ekvator’a olan mesafesini, doğu değeri ise başlangıç meridyenine göre konumunu harita üzerinde tam olarak gösterir [1].

Bölgenin sınırları tarih boyunca farklı yazarlar tarafından çeşitli biçimlerde tarif edilmiştir [1]. Antik çağ tarihçisi Herodot, MÖ 499 yılındaki İyon İsyanı döneminde Kapadokyalıların Toroslar’dan Karadeniz kıyılarına kadar uzandığını aktarmaktadır [2]. Bu tanıma göre alan güneyde Kilikya dağlarıyla sınırlıydı [2]. Doğuda Fırat Nehri’yle, kuzeyde Pontus’la, batıda ise Likaonya ve Galatya bölgeleri ile çevrili bulunuyordu [2].

Roma İmparatoru Agustus döneminde yaşayan coğrafyacı Strabo ise “Geographika” adlı eserinde benzer bir çerçeve çizmiştir [1]. Strabo’ya göre bölge güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Karadeniz arasına yayılmaktaydı [1]. Günümüzde ise en çok ziyaret edilen kesimler Ortahisar, Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı ve Ihlara çevresidir [1].

Göreme Millî Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları, 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 357 referans numarasıyla girmiştir [2]. Dünya Mirası alanı toplam 9.883,81 hektarlık, yani yaklaşık 24.423,4 akrelik geniş bir yüzölçümünü kapsamaktadır [2]. Koruma altına alınan bu geniş alanın içerisinde Göreme Millî Parkı, Kaymaklı Yeraltı Şehri ve Derinkuyu Yeraltı Şehri bulunmaktadır [2].

Tarihçe

Bölgenin adı en eski olarak MÖ 6. yüzyıla ait Pers kaynaklarında Katpatuka biçiminde geçmektedir [1]. Bu ismin kesin kökeni hakkında araştırmacılar arasında farklı görüşler bulunmaktadır [1]. Bazı uzmanlar kelimenin Luvi dilinde “Alçak Ülke” anlamına geldiğini öne sürmüşlerdir [1]. Ancak yapılan dil araştırmaları, “aşağıda” anlamına gelen “katta” zarfının Hititçe olduğunu ortaya koymuştur [1]. Aynı araştırmalar Luvi dilindeki karşılığın ise “zanta” olduğunu göstermektedir [1].

Bölge için yaygın olarak anlatılan Persçe “İyi Atlar Ülkesi” yakıştırmasının gerçeği yansıtmadığı yönünde bilgiler vardır [1]. Fotoğraf sanatçısı Ozan Sağdıç, 12 Eylül döneminde Kapadokya adının yasaklanmasını önlemek amacıyla bu yakıştırmayı kendisinin ürettiğini açıklamıştır [1]. Ayrıca Pers dilinde iyi atlar ülkesi anlamına gelen asıl sözcüğün “Huv-aspa” olduğu belirtilmektedir [1].

Bölgedeki insan yerleşimlerinin kökeni Paleolitik, yani Yontma Taş Devri dönemine kadar geriye gitmektedir [1]. Paleolitik dönem, insanlığın ilk taş aletleri yaptığı tarih öncesi en eski çağdır [1]. Kapadokya’nın yazılı tarihi ise bölgede ticaret merkezleri ve pazarları kuran Hititler ile başlamıştır [1]. MÖ 12. yüzyılda Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü yaşanmıştır [1]. Bu çöküşle birlikte Asur ve Frigya etkileri taşıyan Geç Hitit Krallıkları yönetimi devralmıştır [1]. Bu krallıkların egemenliği MÖ 6. yüzyıldaki Pers işgaline kadar kesintisiz devam etmiştir [1].

Büyük İskender MÖ 332 yılında Persleri yenilgiye uğratmıştır [1]. Ancak İskender, Kapadokya bölgesinde güçlü bir yerel direnişle karşılaşmıştır [1]. Bu dönemde bağımsız Kapadokya Krallığı kurulmuş ve bölgeye uzun süre hükmetmiştir [1]. MÖ 3. yüzyıl sonlarından itibaren Roma İmparatorluğu’nun askerî ve siyasi gücü alanda giderek daha fazla hissedilmiştir [1].

MÖ 1. yüzyıl ortalarına gelindiğinde Kapadokya kralları artık bağımsız hareket edemez duruma gelmiştir [1]. Krallar Romalı generallerin kararlarıyla tahta atanıp indirilmeye başlanmıştır [1]. Milattan sonra 17 yılında son Kapadokya kralı vefat etmiştir [1]. Bunun üzerine bölge resmen bir Roma eyaleti durumuna getirilmiştir [1]. Milattan sonra 3. yüzyılda bölgeye yerleşen Hristiyan topluluklar burayı önemli bir inanç ve düşünce merkezi yapmıştır [1].

Roma yönetiminin 303 ile 308 yılları arasında uyguladığı ağır baskılar Hristiyanların güvenli sığınak arayışını artırmıştır [1]. Kapadokya’nın derin vadileri sığınmacılar için koruma sağlamıştır [1]. Aynı zamanda kolay oyulan volkanik kayalar da inançlarını serbestçe yaşamak ve yaymak isteyenler için güvenli alanlar oluşturmuştur [1]. Dördüncü yüzyıl boyunca “Kapadokya’nın Babaları” olarak bilinen önemli din bilginleri bölgede düşünce hayatına yön vermiştir [1].

Bizans İmparatoru III. Leon 726 yılında dinî resimleri ve ikonları yasaklamıştır [1]. Bu yasak, bölgenin sığınak olma özelliğini bir kez daha öne çıkarmıştır [1]. Yüz yılı aşkın süren İkonoklazm, yani tasvir kırıcılık döneminde dinî resimlerin varlığını savunan pek çok insan Kapadokya vadilerine sığınmıştır [1]. İkonoklazm, dinî sembol ve resimlerin ibadethanelerden kaldırıldığı ya da yok edildiği çalkantılı bir dönemdir [1]. Bu süreçte birkaç yerel kilise yasaklardan etkilenmiştir [1]. Yine de manastırlar gelişimini sürdürmüş ve ibadetler buralarda serbestçe yapılabilmiştir [1].

Aynı dönemlerde Ermenistan’dan Kapadokya’ya uzanan Hristiyan hatlarına yönelik Arap akınları da başlamıştır [1]. Akınlardan kaçarak bölgeye sığınan farklı topluluklar manastır hayatına katılmıştır [1]. Bu yeni topluluklar buradaki kiliselerin mimari tarzlarının zamanla değişmesine yol açmıştır [1]. Bölge 11. ve 12. yüzyıllarda Selçuklu Hanedanı’nın idaresine geçmiştir [1]. Ardından Osmanlı döneminde barışçıl ve sorunsuz bir süreç yaşamıştır [1]. Bölgede yaşayan son Hristiyan topluluklar ise 1924-1926 yıllarındaki nüfus mübadelesiyle buradan ayrılmıştır [1].

Neye benziyor?

Kapadokya sahası jeolojik olarak Orta Anadolu Volkanik Kuşağı içerisinde bulunmaktadır [1]. Yaklaşık 60 milyon yıl önce Erciyes Dağı, Hasan Dağı ve Göllüdağ aktif yanardağlar olarak lav püskürtmüştür [1]. Bu volkanik lavlar geniş bir alana yayılmıştır [1]. Patlamalardan çıkan yoğun küller de zamanla birikmiştir [1]. Bu birikimler bölgede kalınlığı değişen yumuşak tüf tabakalarının oluşmasına zemin hazırlamıştır [1].

Ortahisar ve Uçhisar mevkileri, piroklastik malzemelerin en yoğun biriktiği alanlardır [1]. Piroklastik malzeme terimi; volkanik püskürmeler ve yanardağ patlamaları sırasında çevreye fırlayan lav parçacıkları, kül, cüruf ve katılaşmış taş blokları gibi volkan kaynaklı katı maddelerin tamamını ifade eder [1]. Rüzgâr yönü ve yüzey şekilleri sebebiyle bu hat üzerinde lav birikimi diğer kesimlere kıyasla çok daha kalın olmuştur [1]. Kalın tüf katmanları sayesinde Ortahisar ve Uçhisar kaleleri gibi kütlesel dev kaya blokları aşınmadan günümüze ulaşabilmiştir [1].

Milyonlarca yıl boyunca süren yağmur ve rüzgâr erozyonu, yumuşak tüf katmanlarını düzenli olarak aşındırmıştır [1]. Bu doğal süreç dünyaca ünlü peribacalarını meydana getirmiştir [1]. İnsanlar bu doğal kaya oluşumlarının içini aletlerle kolaylıkla kazıyabilmiştir [1]. Böylece peribacalarının ve yamaçların içine evler, manastırlar ve çok katlı ibadethaneler inşa etmişlerdir [1]. Kolay oyulan kaya yüzeyleri mükemmel bir yalıtım sağlamıştır [1]. Bu mekanlar insanları hem yaz sıcağından hem de kış soğuğundan koruyan doğal barınaklar oluşturmuştur [1].

Kaya kiliselerinin ve manastırların iç duvarları, renkli fresklerle bezenmiştir [1]. Fresk, duvarlara sürülen kireç sıva henüz ıslak ve yaş haldeyken su bazlı boyalarla doğrudan sıvanın üzerine resim yapma sanatıdır [1]. Sıva kurudukça kireç boyayı içine çeker ve resim duvardan kazınamayacak biçimde yüzeyle bütünleşir [1]. Bu yaş sıva resimleri, yüzyıllar boyu bölgede yaşamış medeniyetlerin inanç dünyasını ve sanatsal yaklaşımlarını günümüze taşır [1]. Arap akınları sonrasında bölgeye gelen farklı Hristiyan gruplar da bu kiliselerin iç süslemelerine ve mimari tarzlarına doğrudan etki etmiştir [1].

Bölgenin mimari zenginliği yalnızca vadi yüzeyindeki yapılarla sınırlı kalmamıştır [1]. Bu mimari zenginlik yerin altına doğru da derinleşmektedir [1]. Baskı ve saldırı dönemlerinde korunma amacıyla Derinkuyu ve Kaymaklı gibi devasa yeraltı şehirleri kazılmıştır [2]. Yeraltı şehri terimi; yüzeyin altına doğru kat kat oyulan, dışarıdan girişi gizlenmiş, içinde binlerce insanın yaşamasına imkân tanıyan çok katlı sığınak yerleşimlerini anlatır [2]. Bu sığınak şehirler, acil durumlarda insanların aylarca saklanabileceği karmaşık geçitlerden, hava bacalarından, depolardan ve yaşam odalarından oluşmaktadır [2].

Görsel zenginlik sunan Kızılçukur Vadisi, Paşabağı Vadisi ve Ihlara Vadisi bölgenin en dikkat çekici doğal hatları arasında sayılmaktadır [1] [2]. Bu eşsiz alanlar sahip olduğu kültürel ve doğal değerler sayesinde UNESCO’nun karma kriterleriyle tescillenmiştir [2]. UNESCO karma kriteri; bir miras alanının hem insan eliyle üretilmiş tarihi ve kültürel değerleri hem de doğanın yarattığı eşsiz jeolojik özellikleri aynı anda bünyesinde taşıması anlamına gelir [2].

UNESCO bu tescili yaparken alanları uluslararası kabul görmüş numaralı ölçütlere göre değerlendirir [2]. Göreme ve Kapadokya; kültürel miras için belirlenen birinci, üçüncü ve beşinci ölçütleri karşılamaktadır [2]. Birinci ölçüt insan dehasının başyapıtı olma değerini ifade eder [2]. Üçüncü ölçüt yaşayan veya kaybolmuş bir uygarlığa dair eşsiz bir tanıklık sunmayı temsil eder [2]. Beşinci ölçüt ise zorlu doğa koşullarında geleneksel insan yerleşiminin üstün bir örneğini sergilemeyi şart koşar [2]. Alan, doğal miras için ise yedinci ölçütü karşılamaktadır [2]. Bu yedinci ölçüt, alanın üstün bir doğal güzelliğe ve estetik öneme sahip olmasını belirtir [2].

Harita

Harita: © OpenStreetMap katkıcıları. Bu yazıda anılan bazı yapılar ve kendi yazıları:

Ziyaret notları

Göreme Millî Parkı ve çevresi, günümüzde Türkiye’nin en fazla ilgi gören kültür ve doğa rotaları arasında bulunmaktadır [1]. Bölgeye gelen ziyaretçiler vadi parkurlarını gezebilmektedir [1]. Ziyaretçiler aynı zamanda kaya oyma mimari örneklerini yakından inceleyebilmektedir [1]. Kaya oyma mimari; binaların dışarıdan taş ve harç taşınarak inşa edilmesi yerine, var olan doğal kaya kütlelerinin doğrudan içinin yontulması ve oyulmasıyla oluşturulan mimarlık yöntemidir [1]. Ayrıca Göreme semalarında sıcak hava balon uçuşları da en çok tercih edilen dinlendirici ve eğlenceli açık hava etkinlikleri arasında yer almaktadır [4].

Millî parktaki ziyaretçi yönetimi üzerine 2019 yılında bilimsel bir alan araştırması yapılmıştır [3]. Bu çalışma yerli ziyaretçilerin park hakkındaki görüşlerini ortaya koymuştur [3]. Göreme’yi gezen 169 yerli ziyaretçiyle gerçekleştirilen anket çalışmasında, parkın denetimi ve güvenliği temel eksiklikler arasında belirlenmiştir [3]. Ayrıca ziyaretçilerin vadi içinde doğru biçimde yönlendirilmesi ve bilgilendirilmesi konusunda yetersizlikler bulunduğu tespit edilmiştir [3].

Turizm faaliyetleri sırasında alana bilinçli veya farkında olmadan verilen zararlar yaşanabilmektedir [3]. Bu durum, hassas kaya yapılarda telafisi güç tahribatlara yol açabilmektedir [3]. Bu nedenle ziyaretçilerin yumuşak tüf zeminler üzerinde hareket ederken koruma kurallarına özen göstermesi büyük önem taşımaktadır [3]. Sıcak hava balonuna binen 386 katılımcıyla yapılan diğer bir araştırma ise çevresel fedakârlık düzeyinin korumacı davranışları artırdığını göstermektedir [4]. Ziyaretçilerin çevreye duydukları sorumluluk bilinci yükseldikçe tarihî ve doğal dokuyu koruma yönündeki davranışları da güçlenmektedir [4].

Göreme Açık Hava Müzesi, yer altı şehirleri ve vadilerin güncel giriş ücretleri kaynak metinlerinde belirtilmemiştir [1]. Benzer şekilde ziyaret saatleri, dönemsel kısıtlamalar ve toplu ulaşım hatlarına dair ayrıntılar da belgelerde mevcut değildir [1]. Ziyaret planı yapmadan önce bu pratik bilgileri mutlaka ilgili resmî kurumlardan ve güncel duyurulardan teyit ediniz [1].

Kaynaklar

Güzergâh Planı

Güzergâhtaki Duraklar (7)

Sıralı Rota

Bu yazı yayımlanmış kaynaklardan derlenmiştir. Gitmeden önce çalışma saatlerini, erişim koşullarını ve güncel durumu resmî kaynaklardan teyit edin.