Devrialem.net

Bursa: Prusa’dan Erken Osmanlı Başkentine Kültür Mirası

Antik Prusa adıyla kurulan, Bithynia Krallığı ve erken Osmanlı'ya başkentlik eden Bursa; Uludağ eteklerinden ovaya uzanan zengin kültür mirasını barındırır.

Bursa Tarihî Koza Han ve Erken Osmanlı Mirası, Adbar
Fotoğraf: Adbar, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Yayın Tarihi: Ekim 2026

Kısaca

  • Ne: Antikçağ’da Prusa adıyla kurulan tarihî bir merkezdir [1], [6]. İlk dönemlerinde, Kuzeybatı Anadolu’da hüküm sürmüş antik bir krallık olan Bithynia krallarına ev sahipliği yapmıştır [1]. Aynı zamanda ilk Osmanlı başkentidir [1], [6].
  • Nerede: Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara kesiminde yer alır [1], [5]. Uludağ’ın kuzeybatı eteği ile Bursa Ovası’nın güney kenarı arasında kuruludur [1], [5]. Arazisi meyilli bir yapıya sahiptir [1].
  • Neden önemli: Çok katmanlı zengin bir tarihî mirası barındırır [2], [3], [4], [6]. Helenistik mezar mimarisi bu mirasın ilk basamaklarındandır [2]. Geç Antik ve Bizans çağlarından devşirilen eski taşlar yapılarda yer alır [3]. Kıtalararası ticaret ağlarından kurucu padişah türbelerine kadar uzanan tarihî sürekliliği yansıtır [4], [6].

Uludağ’ın heybetli kuzeybatı yamaçları, güney kenarında yer aldığı geniş ovayla buluşur [1]. Bu ovadaki yeşillik ile dağ etekleri yüzyıllar boyunca burada iç içe geçmiştir [1]. Şehir, geçmişten bugüne doğal bir yayılma göstermiştir [1]. Bir yandan yamaçlara doğru tırmanmış, diğer yandan verimli ovaya doğru inmiştir [1].

Bursa, antik çağlardan bu yana çok özel bir kimlik kazanmıştır [1], [2]. Farklı devirlerin katmanlarını aynı coğrafyada yan yana saklamayı başarmış nadir merkezlerdendir [1], [2]. Yerleşim, Büyük İskender sonrasındaki Antik Yunan dünyasını kapsayan Hellenistik devirde kurulmuştur [1]. Sokaklarında Doğu Roma ve ardından gelen erken Osmanlı dönemlerinin izleri yaşar [1], [3]. Bu dönemlerin mirası günümüzde de yan yana varlığını korumaktadır [1], [3].

Kentin somut katmanları, bir tepe hisarından başlayıp geniş ovaya kadar uzanır [1], [5]. Taşlar, mezar odaları ve eski yapılar geçmişin hikâyelerini bugüne taşır [2], [3]. Bu sayede kentin her köşesi ziyaretçilerine farklı bir devrin izlerini sunmaktadır [2], [3].

Neresi?

Bursa, Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölümü’nde konumlanmış bir şehirdir [1], [5]. Aynı zamanda bu kentin merkez olduğu il merkezidir [1], [5]. Şehrin kurulduğu yer, Uludağ’ın kuzeybatı eteğindedir [1]. Kent, dağın eteği ile kendi adını taşıyan ovanın güney kenarı arasında yer alan meyilli bir mevkidedir [1].

Kaynaklara göre şehrin büyük bir bölümü batıdaki alçak kesimde yer almaktadır [1]. Kent bir yandan uygun eğime sahip dağ yamaçlarına doğru tırmanır [1]. Diğer yandan da ovaya doğru iniş gösterir [1].

Şehir, Bursa ovasının güney kenarı ile dağın eteği arasında doğudan batıya doğru yaklaşık 8 kilometrelik bir şerit biçiminde uzanır [1].

Şehrin hemen önünde uzanan Bursa Ovası oldukça geniştir [5]. Bu ova yaklaşık 400 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir [5]. Ova, geçirdiği uzun tarımsal süreç sonucunda çok önemli bir konuma gelmiştir [5]. Zamanla zengin bir sebze ve meyve tarımı bölgesine dönüşmüştür [5].

Ancak Türkiye’nin ilk Organize Sanayi Bölgesi burada kurulmuştur [5]. Bu sanayi bölgesi şehre yeni bir kimlik getirmiştir [5]. Balkanlar kaynaklı dış göçler şehre yönelmiştir [5]. Yurt içinden gelen hareketlilikle birlikte nüfus hızla artmıştır [5]. Böylece Bursa, bir milyonu aşan bir metropol haline gelmiştir [5].

Bu hızlı kentsel büyüme sonucunda şehir alanı genişlemiş ve ovaya taşmıştır [5]. Verimli ovanın yarısından fazlası tarım dışı alanlara ayrılmıştır [5]. Sanayileşme ve nüfus artışı çevreyi doğrudan etkilemiştir [5]. Bu süreç toprak, su ve hava kirliliği yaratarak ortam ekolojisinde değişimlere zemin hazırlamıştır [5].

Tarihçe

Şehrin Antikçağ’daki adı Prusa’dır [1]. Günümüzdeki Bursa ismi de doğrudan bu kökten gelmektedir [1]. Yerleşimin kurucusuna dair genel kabul gören bir görüş bulunur [1]. Buna göre kent, antik Bithynia krallarından Prusias tarafından kurulmuştur [1]. Bithynia, Antikçağ’da Marmara Denizi’nin doğusunda yer alan krallıktır [1].

Antik dünyada Prusa adını taşıyan başka kentler de vardı [1]. Karışıklığı önlemek için buraya “Prusa ad Olympum” denilmiştir [1]. Bu ifade, Uludağ’ın antik adından ötürü “Olimpos Prusası” anlamına gelmektedir [1]. Şehrin ilk kuruluş tarihi tam olarak aydınlatılamamıştır [1].

Bazı kaynaklarda kuruluşla ilgili ilginç bir bilgi yer almaktadır [1]. Bu rivayete göre kent, milâttan önce ikinci yüzyıl sonlarında kral Prusias’a sığınan Kartacalı komutan Hannibal’ın girişimiyle kurulmuştur [1]. Bir diğer görüş ise bugünkü hisarın yerinde bulunan çok daha eski bir yerleşimi işaret eder [1]. Kentin bu eski alan üzerinde Bithynia krallarınca yeniden kurulduğu belirtilmektedir [1].

Kent, Pontus Kralı Mithridatis’in mağlûp edilmesinin ardından Romalıların kontrolüne geçmiştir [1]. İlk aşamada bugünkü Kocaeli ve İzmit çevresine denk gelen antik Nicomedia merkezine bağlanmıştır [1]. Ardından İmparator Traianus devrinde kente özel bir vali tayin edilmiştir [1].

Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldıktan sonra şehir Doğu Roma topraklarında kalmıştır [1]. Bu süreçte zaman zaman Müslüman Arap ordularının ve Türk akınlarının hedefi olmuştur [1]. Anadolu fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1080 yılında İznik’i merkez yapmıştır [1]. Süleyman Şah hemen ardından Bursa’yı fethetmiştir [1].

İznik 1097 yılında yeniden Bizans kontrolüne geçmiştir [1]. Bursa’nın da o süreçte elden çıkıp çıkmadığı döneme dair kayıtlarda belirsizdir [1]. Ancak 1107 senesinde Birinci Kılıcarslan vefat etmiştir [1]. Onun ölümüyle başlayan taht kavgalarında şehrin Türk idaresinden çıktığı tahmin edilmektedir [1].

Şehir 1113 yılında Türk birliklerince tekrar zaptedilmiştir [1]. Ancak kısa bir süre sonra İmparator Aleksis Komnenos kenti geri almıştır [1]. Bu tarihten sonra kent Bizans İmparatorluğu idaresinde kalmıştır [1]. Bu durum, Osmanlıların fetih hareketlerine kadar kesintisiz devam etmiştir [1].

Bizanslı tarihçi Pachymeres, 1300’lü yıllardaki duruma dair bilgiler aktarır [1]. Bu dönemde Batı Anadolu’da Türkler hızla yayılmaktadır [1]. Bizans’ın elinde kalan üç mühim kale-şehirden birisi Bursa’dır [1]. Kent 1308 yılında diğer tekfurlarla ittifak kurmuştur [1]. Böylece Osmanlı kuşatmasına karşı koymaya çalışmıştır [1].

Erken Osmanlı döneminde hızla büyüyen Bursa, fetihten sonra beyliğin siyasi merkezi haline gelmiştir [4], [6]. İstanbul’un fethinden önceki evrede şehir, Anadolu ile Rumeli arasındaki ticaret ağlarının odağına yerleşmiştir [4].

Aynı zamanda Doğu ile Batı arasındaki uluslararası ticaretin en mühim antrepolarından birine dönüşmüştür [4]. Yani uluslararası malların gümrüksüz olarak güvenle depolandığı, korunduğu ve dağıtıldığı büyük bir ticaret aktarma merkezi olmuştur [4]. O dönemde İstanbul’un hem rakibi hem de tamamlayıcısı konumundaydı [4]. Hatta on beşinci yüzyılın ortalarında Bursa’nın nüfusu İstanbul’un nüfusuna yaklaşmış ve zaman zaman onu geride bırakmıştır [4].

On altıncı yüzyılda yaşamış şair ve sahaf Mehemmed b. Ahmed (Şevkî Çelebi), Kanuni Sultan Süleyman devrinde kentte görev yapmıştır [6]. Şevkî Çelebi türbedarlık vazifesini üstlenmiştir [6]. Hanedanın kurucusu Osman Gazi (1299–1324) ile oğlu Orhan Gazi’nin (1324–1362) türbelerinden sorumlu türbedâr olarak çalışmıştır [6].

Şevkî Çelebi, kaleme aldığı Menâkıb-ı Emîr Sultan eserinde Emîr Sultan’ı bütün Osmanlı kentlerinin manevi bekçisi olarak sunmuştur [6]. Şair, eserlerindeki dizelerinde imparatorluğun o günkü gidişatından memnun olmadığını açıkça belirtmiştir [6]. Sultan Birinci Bayezid ve Emîr Sultan devrindeki eski Bursa’nın ihtişamına duyduğu derin özlemi aktarmıştır [6].

Neye benziyor?

Bursa’nın mimari çehresi son derece zengin bir dokuyu bünyesinde barındırır [2], [3]. Bu doku, Helenistik devrin yeraltı mezarlarından başlayıp erken Osmanlı külliyelerine kadar uzanır [2], [3]. Kentte Osmanlı dönemine ait yapılar günümüze oldukça iyi korunarak ulaşmıştır [2]. Buna karşılık kentin Helenistik ve erken evrelerine dair arkeolojik veriler oldukça sınırlı düzeydedir [2].

Hellenistik Oda Mezar

Antik kentin kurulu olduğu Hisariçi mevkisinin yaklaşık 400 metre doğusunda bir kurtarma kazısı yapılmıştır [2]. Bu kazı 1969 yılında gerçekleştirilmiştir [2]. Kazı sonucunda yerinde korunmuş bir oda mezar açığa çıkarılmıştır [2]. Bu yapı, Bithynia bölgesinin Helenistik dönem mezar mimarisi açısından büyük önem taşır [2]. Bölgenin ölü gömme gelenekleri bakımından kentin günümüze ulaşan en somut erken dönem örneğidir [2].

Yapılarda Devşirme Malzeme Kullanımı

Erken Osmanlı dönemine ait pek çok yapıda eski çağlardan kalma mimari parçaların yeniden kullanıldığı görülmektedir [3]. Bu parçalar Geç Antik ve Bizans çağlarına aittir [3]. Mimarlık tarihinde bu uygulamaya “devşirme malzeme” ya da orijinal adıyla “spolia” adı verilir [3]. Bu yöntem, harabe halindeki eski binalardan sökülen hazır mermer ve taş blokların yeni binalarda tekrar değerlendirilmesidir [3]. Taş ustaları bu malzemeleri doğrudan harçla duvara bağlamış veya taşıyıcı bir parça olarak yeni yapıya katmıştır [3].

Bu yapılarda çok çeşitli parçalar yeniden değerlendirilmiştir [3]. Sütun başlıkları, sütun gövdeleri ve sütun ayakları binalarda kullanılmıştır [3]. Çatı ve saçak kenarlarındaki korniş blokları ile korkuluk levhaları da yerleştirilmiştir [3]. Kiliselerde halkın durduğu alan ile din adamlarına ayrılan kutsal bölümü birbirinden ayıran korkuluk panelleri ve mermer bölme parçaları da bu yapılara katılmıştır; mimarlıkta bunlara templon parçaları denir [3]. Ayrıca antik mermer kapı çerçeveleri de farklı Osmanlı yapılarında kapının iki yanındaki dikey söveler ve kapı açıklığının üstünü kapatan yatay hatlar olarak kullanılmıştır [3].

Kapı Çerçevelerinin Mimari ve Malzeme Özellikleri

Devşirme kapı çerçevelerinin bulunduğu önemli yapılar mevcuttur [3]. Çekirge semtinde yer alan Hüdavendigâr Camii (1364/1365-1385) bu yapıların başında gelir [3]. Hisar içindeki Lala Şahin Paşa Medresesi (14. yüzyılın ilk yarısı) bir diğer örnektir [3]. Kaplıca Hamamı yakınındaki Hatice Sultan Türbesi (16. yüzyılın ilk yarısı) de bu çerçeveleri barındırır [3].

Bu binalarda kapı açıklığını çevreleyen dikey yan söveler bulunmaktadır [3]. Kapı boşluğunun üst kısmını örten yatay lento blokları ve bu blokların üzerine oturan taç süslemeleri yer almaktadır [3]. Söz konusu kapı çerçevelerinde toplam on iki farklı silme profili tespit edilmiştir [3]. Silme profili, taş yüzeyine estetik derinlik ve gölge vermek için kazınan kademeli, içbükey veya dışbükey oyma çizgilerdir [3]. Bu oyma profiller, ustalar tarafından taş üzerine işlenen ince kademeler ve kavislerle birbirinden ayrılmaktadır [3].

Bu silme profillerinin ve taş oyma düzenlemelerinin benzerleri incelenmiştir [3]. Yapılan incelemelere göre bu taşların bir kısmının beşinci ve altıncı yüzyıllara ait olduğu belirlenmiştir [3]. Bir kısmının ise Orta veya Geç Bizans devirlerinden kaldığı anlaşılmıştır [3].

Kullanılan taş türleri incelendiğinde önemli bir malzeme ayrımı görülür [3]. Lala Şahin Paşa Medresesi’nin yan söve ve üst lentolarında Gebze rudistli kireçtaşı kullanılmıştır [3]. Bu taş, jeolojik çağlarda yaşamış kabuklu deniz canlısı fosillerini içinde barındıran yerel bir kireçtaşı cinsidir [3]. Bunun dışındaki tüm kapı çerçeveleri ise antik dönemde Marmara Adası ocaklarından çıkarılan ünlü Prokonnesos mermerinden işlenmiştir [3]. Prokonnesos, Marmara Denizi’ndeki Marmara Adası’nın antik dönemdeki ismidir [3]. Burası, tüm Akdeniz ve Bizans coğrafyasına beyaz ve gri damarlı kaliteli taş sağlayan çok meşhur bir mermer ocağı merkezidir [3].

Harita

Harita: © OpenStreetMap katkıcıları. Bu yazıda anılan bazı yapılar ve kendi yazıları:

Ziyaret notları

Şehri gezerken farklı tarihî alanlar odak noktası olarak seçilebilir [2], [3]. Antik hisar çevresi ve Hisariçi bölgesi bu durakların başında gelir [2], [3]. Çekirge semti ve Kaplıca Hamamı yakını da zengin tarihî yapılarıyla gezi planına dahil edilebilir [3].

Tarihî yapıları ve mezar alanlarını ziyaret etmek isteyenler için, ziyaret öncesinde güncel bilgilerin resmî kurumlardan teyit edilmesi önerilir [1], [2], [3], [4], [5], [6].

Şehirde yürüyüş yaparken arazi yapısını dikkate almak gerekir [1]. Uludağ yamaçları ile ova arasındaki arazi belirgin bir eğime sahiptir [1]. Şehrin doğu-batı eksenindeki 8 kilometrelik şerit yayılımını göz önünde bulundurmak önemlidir [1]. Yürüyüş rotasını bu fiziksel yapıya ve mesafelere göre planlamak yerinde olacaktır [1].


Kaynaklar

Güzergâh Planı

Güzergâhtaki Duraklar (8)

Sıralı Rota

Bu yazı yayımlanmış kaynaklardan derlenmiştir. Gitmeden önce çalışma saatlerini, erişim koşullarını ve güncel durumu resmî kaynaklardan teyit edin.